Archive for 'Ünlüler'
Kırmızı Halı | Altın Küre Ödül Töreni 2012
Posted on 16. Oca, 2012 by ALIŞVERİŞ CİNİ.
69. Altın Küre Ödülleri’ni dün gece itibariyle geride bıraktık. Altın Küre, benim kırmızı halılar arasında en sevdiğim, genelde gözümü gönlümü en iyi şekilde doyurabilen oluyor. Bu sefer de farklı olmadı, pek keyifli bir gece ve birbirinden güzel elbiselerle geldi geçti. Gecenin sunucuları tüm sevimliliği ile Ashton Kutcher ve Elle Macpherson da geceye yakışır bir şekilde şık ve eleganlar :)
Şimdi gecenin elbiselerinden seçmelerle, kim ne giymiş’e hazır mısınız?
Brad Pitt ve Angelina Jolie’nin olduğu bir gecede başrolü başka birine vermek mümkün mü? Hele de Angelina Jolie siyah ve düz bir elbise yerine birazcık farklı bir şey giymeyi seçmiş ise. Atelier Versace elbisesi ve güzelliği ile göz kamaştırıyor. Bu kadın başka bir şey işte, güzel bir elbise onun üzerinde daha bir güzelleşiyor. Hafif göz makyajı, kıpkırmızı dudakları ve sade topuzu ile hiçkimsenin olamadığı kadar havalı ve tüm gözleri üzerine çekmeyi başarıyor.
Gecenin neredeyse Brangelina çifti kadar dikkat çekmeyi başaran en şık ve en cesur ismi Lea Michelle oldu. 25 yaşındaki Lea, enfes bir Marchesa elbise giymiş ve resmen göz kamaştırıyor. Bu elbiseyi bu kadar iyi taşımak her yiğidin harcı değil doğrusu, kocaman bir tebriği hak ediyor. Lea’nın mücevherlerini Lorraine Schwarz, ayakkabılarını ise Jimmy Choo’dan seçmiş.
Gecenin bir başka “bayıldım”ı Jessica Alba! Lila rengi muhteşem bir Gucci ile karşımıza çıkıyor. Lila ten ve saç rengine çok yakışmış, aynı tonlardaki mücevherleri ve çantası ile tamamlaması ise çok tatlı durmuş. Jessica Alba’nın ayakkabıları Giuseppe Zanotti, mücevherleri Bulgari jewels, ve çantası da Roger Vivier.
Gecenin en şık isimlerinden biri de bence Emma Stone. Uçuş uçuş Lanvin elbisesi ve Cartier clutch çantası ile tamamlamış. Ama benim kıyafetinde en beğendiğim detay biraz gotik de bir hava veren kartal detaylı kemeri oldu. Bembeyaz vampirimsi tenine bu gotik hava ve koyu morlar çok yakışmış.
Kate Beckinsale Roberto Cavalli’den seçtiği straplez natural tonlardaki elbisesi ile hem ışıltılı, hem sade hem de çok şık. Elbisenin göğüs bölümündeki detaylara ve kıvrımlara hayran kaldım. Küçücük bir ayrıntı bir elbisede nasıl da büyük bir fark yaratabiliyor! Kate elbisesini Lorraine Schwartz mücevherlerle daha da parlatmış. Saçı ve makyajı o kadar yerinde ve güzel ki 38 yaşında olduğuna inanmak zor.
En güzel sarışın Charlize Theron arkası uzun önü kısa Dior çok şık bir elbise giymiş. Doğrusu kırmızı halıya bu elbise ile Charlize Theron’un büyüleyici güzelliği çok yakışmış. Cartier mücevherleri ile görünüşüne ışıltı katarken Givenchy ayajkkabıları ile sadeliğini korumuş. Belki daha renkli bir ruj sürebilirmiş sadece, yüzü bu ruj rengi ile biraz soluk görünmüş ama o kadarcık da nazar boncuğu olsun diyoruz :)
Gucci ailesinin gelini olan ve bundan böyle kırmızı halılarda sırtı yere kolay kolay gelmeyecek olan Salma Hayek tabii yine Gucci bir elbise ile geceye katılmış. Elbise çok şık, rengi modeli, o göğüs kısmındaki işlemeleri parıltıları muhteşem ama Salma Hayek büyük göğüsleri sebebiyle elbiseyi pek o kadar da iyi taşıyamamış. Elbise üzerinden her an düştü düşecek gibi duruyor.
Heidi Klum nude tonlarındaki sade Calvin Klein Collection elbisesini, turkuaz taşlı Lorraine Schwartz kolyesi ile tamamlamış. Elbisesinin muhteşem sırt dekoltesine ve tabi ki kolyesiyle renk katmasına bayıldım!
Peki bu Madonna giyinmeyi ne zaman öğrenecek? Reem Acra elbisesinin göğüs bölümü bir kere o kadar fena ki, gerisine bakmaya ihtiyaç bile duymuyor insan.
Tabii bu gecenin bizim için bir diğer önemi Meltem Cumbul’un da bu kez ödül vermek üzere orada bulunmasıydı. Chloe elbisesini maalesef pek beğenmedim. Aynı tonlardaki Oscar de la Renta ayakkabıları, Temperly London clutch’ı ile birlikte çok sıradan ve fazla sade buldum. Yine de tabii onun gülen yüzünü orada görmek gerçekten çok gurur verici.
Son olarak kazananlar listesine bakıp bu postu burada noktalayalım:
En İyi Film: The Descendants
En İyi Yönetmen: Martin Scorsese – Hugo
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): George Clooney – The Descendants
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Meryl Streep – The Iron Lady
En İyi Film (Müzikal veya Komedi): The Artist
En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal veya Komedi): Jean Dujardin – The Artist
En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal veya Komedi): Michelle Williams – My Week with Marilyn
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christopher Plummer – Beginners
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Octavia Spencer – The Help
En İyi Senaryo: Woody Allen – Midnight in Paris
En İyi Animasyon: The Adventures of Tintin – Steven Spielberg
En İyi Dizi (Drama): Homeland
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Kelsey Grammer – Boss
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Claire Danes – Homeland
En İyi Dizi (Müzikal veya Komedi): Modern Family
En İyi Kadın Oyuncu (Dizi, Mini Dizi veya TV Filmi): Kate Winslet – Mildred Pierce
En İyi Erkek Oyuncu (Dizi, Mini Dizi veya TV Filmi): Idris Elba – Luther
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dizi, Mini Dizi veya TV Filmi): Peter Dinklage – Game of Thrones
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dizi, Mini Dizi veya TV Filmi): Jessica Lange – American Horror Story
Daha fazla fotoğraf sizi galeride bekliyor. Sizin şıklarınız rüküşleriniz kimler, kimi nasıl buldunuz?
Continue Reading
Tüm Zamanların En İyi Altın Küre Elbiseleri
Posted on 16. Oca, 2012 by ALIŞVERİŞ CİNİ.
Resmi olarak ödüller sezonunu bu gece Golden Globe Awards / Altın Küre Ödülleri ile açıyoruuuz! Bu da bol bol kırmızı halı ve bol bol muhteşem elbise (umuyoruz) demek oluyor. İşe biraz daha heyecan katmak için bugünden tüm zamanların en iyi Altın Küre Ödülleri elbiselerine bir göz atalım ve bu gece göreceklerimizi daha fazla merak edelim istedim. Bakalım Altın Küre’den hangi elbiseleri favorim olarak seçmişim?
Listemiz taaa 2003′lere dayanıyor. Kate Hudson o dönem Golden Globe Awards gecesine enfes bir Valentino elbise ile teşrif ediyor. Desenler ve erenk geçişlerine söyleyecek söz yok. Böylesine karışık Boho desenli bir elbiseyi ondan başkası bu kadar iyi taşıyamazdı. Kate Hudson o geceye elbisesiyle yepyeni bir renk ve yepyeni bir tarz taşımış oldu.
Yine senelerden 2003′teyiz, Salma Hayek -ki kendisi kum saati vücut tipinin en bariz mensuplarındandır- güzel kıvrımlarını üzerine cuk oturan kıpkırmızı muhteşem bir Narciso Rodriguez elbise seçmiş. Elbisenin rengi ve modeli itibariyle çok seksi. Hafif bir göz makyajı ve kıpkırmızı ruju ile bu görünüşe konabilecek en güzel son noktayı koymuş.
Bu kadını boşuna hemen her yıl en iyi giyinen ünlüsü seçmiyoruz, Jennifer Aniston işi biliyor. Senelerden 2004, Jennifer Aniston şu an olduğu gibi yine çok güzel. Siyah vintage Valentino bir elbise giymiş, elbise o kadar elegan, o kadar şık ve aynı zamanda o kadar da seksi ki. İşte bunların hepsi bir elbisede ancak Jennifer Aniston’ın üzerindeyken olabilir. Muh-te-şem!
Sene olmuş 2009, Eve Mendes Altın Küre Ödülleri’nde Dior’un ipek bir elbisesi ile karşımızda. Kırık beyaz rengi esmer tenine nasıl da yakışmış. Elbisenin bel bölümündeki ayrıntı da hareket katmış, çok şık. Ama esas olay o muhteşem kolye! Eve Mendes, kırmızı halıda sadece elbiselerin değil aksesuarların da konuşulduğunu hatırlatırcasına mükemmel turkuaz taşlı Van Cleef & Arpels bir kolye ile görünmüş. Saçı makyajı tam kıvamında. Açıkçası onun bu listeye girmesi için boynundan yukarısını görmem bile yetti!
Gelelim geçen seneye, Olivia Wilde 2011 Golden Glode Awards’ta kırmızı halıya damgasını vuran isimlerdendi. Üst kısmı ışıltılı bir büstiyer, alt kısmı ise kabarık bir tül etekten oluşan parıl parıl şaşalı bir Marchesa elbisesini altın rengi göz alıcı Christian Louboutin ayakkabıları ile kombinlemişti. Normalde olsa bu kadar şaşa da fazla derdim ama Olivia Wilde’ın o sevimli halleri belki de bu görüntüyü yumuşaklaştırdı gözümde ve onu bu listeye soktu.
Angeline Jolie kırmızı halıda hep ama hep siyah giymesi ile bilinir. Geçen yıl bu rutinini bozarak zümrüt yeşili enfes bir Atelier Versace elbise ile katılmıştı Altın Küre Ödülleri’ne. Geçtiğimiz sezonun moda rengi zümrüt yeşili onun üzerinde daha da bir güzel olmuş. Aşırı zayıflığını, elbisenin dökümlü kesimi pek belli etmemiş. Sırtındaki ölçülü kibar dekoltesi ise dövmelerini açıkta bırakarak seksi bir görüntü oluşturmuş. Zaten burada Angelina Jolie’den, yani her şeye sahip olan bir kadından, bahsediyoruz. Azıcık özenince onun için mükemmel olmak işte bu kadar kolay!
Benim en iyiler listem burada sona eriyor, aslında bunun bir de en kötüler versiyonunu yapmak lazım o daha eğlenceli oluyor:) Artık o da bir başka kırmızı halı öncesine. Bakalım bu gece bizi neler bekliyor, 2012 Altın Küre Ödüllerinde kimler muhteşem elbiseleri ile aklımızı başımızdan alacak kimler zevksizliği ile dilimize düşecek? Bekleyip göreceğiz :)
Continue Reading
Cin Sohbet | ZEYNEP TOSUN’la Kanyon Box’ta
Posted on 29. Ara, 2011 by ALIŞVERİŞ CİNİ.
Geçtiğimiz hafta Zeynep Tosun‘la Kanyon Box‘ta buluştuk, hem Agenda by Zeynep Tosun’u inceledik hem de keyifli mi keyifli bir sohbet ettik. Uzun zamandır kendisiyle röportaj yapmayı çok istiyordum, Agenda ile birlikte bu fırsatı yakalamış olduğum için çok mutlu oldum. Samimi cevapları ve bitmek bilmeyen muhteşem enerjisi için sevgili Zeynep Tosun’a buradan da bir kez daha çok teşekkür ediyorum.
Eğer hala Agenda by Zeynep Tosun için yaptığımız ofis şıklığı garantili fotoğraf çekimini görüp cici hediyeler kazanmak için yorumunuzu bırakmadıysanız sizi buraya alalım.
Keyifli okumalar!
Alışveriş Cini: Ben seni epeydir bayılarak takip ettiğimden dolayı aslında hakkında az çok bilgim var ama sen yine de bize birazcık kendinden bahsedebilir misin?
Zeynep Tosun: 1981 doğumluyum. Liseyi bitirdikten sonra portfolyom hazır olmadığı için öncelikle burada işletme okudum ve çizim dersleri aldım. Bu sırada portfolyomu hazırladım ve İtalya “Istituto di Marangoni”ye gittim. Orada iki senelik eğitim aldım ve ardından master’a kabul edildim. Master’dan sonra risk alıp Ferretti‘ye staj için portfolyomu gönderdim. Master’dan mezun olurken bitirme defilemiz için bir haftalığına gittiğimiz Londra’dayken Ferretti’den aradılar ve iki gün sonra görüşmeniz var Alberta Ferretti de burada olacak dediler. Bunu duyunca ben nasıl ellerim falan titriyor. Daha yeni mezun olmuşum, üstelik 2 yıllığım 4 yıllık da değilim. N’apıcam ben, hiç şansım yok diyorum.
Sonra Alberta Hanım görüştü benimle, hemen yarın buraya taşınıyorsun dedi! Hem de staj bile değil direkt Ferretti’de çalışmaya başladım. 1 yıl orada gayet güzel devam ettim. Çalışma izniyle ilgili problemler olunca Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Tam o sırada Esin Maraşlıoğlu‘nun Designloft projesine girdim, orada defile yaptık. Aynı zamanda döner dönmez İTKİB’in yarışmasına katıldım ve 3.oldum. Ama çok fazla bir şey olmadı o dönemde çünkü ortada koleksiyon yoktu. Sonra çok eski aile dostumuz olan Ece Ege’nin yanına girdim birkaç ay orada çalıştım. O sırada kriz de patlamıştı ama artık bir yerinden tutacağız diyerek 27 yaşında kendi tasarımlarımı ve koleksiyonlarımı yapmaya başladım.
AC: Moda tasarımı aşkı nasıl başladı? Ailenin etkisi büyük galiba.
ZT: Aynen. Hep kumaşların, anneannemin ve teyzem Filiz Akın’dan kalma elbiselerin olduğu sandıkların arasında büyüdüm. Teyzemin eski kıyafetleri, takılarıyla hep iç içeydim. Her hafta sonu anneannemin sandıklarını karıştırır, anneannemle kumaş savaşı yapardım. Daha 10 yaşındayken bile doğum günümü kutlarken, yakın arkadaşlarım gelip sen büyüyünce annen gibi tasarımcı olacaksın diyorlardı. Çocukken hep beraber saklambaç, kovalamaca oynardık, tabii herkes kot tişört giyerdi. Ama ben püsküllü çizmeler, çiçekli gömlekler falan… Tatlı giyiniyordum aslında ama komikti. Annemin küçük bir kopyasıydım, onun gibi kovboy botlar, piliseli etekler giyiyordum hep. Şimdi insanlar sana küçükken çok gülüyorduk ama bir iş varmış sende diyor.
AC: Türk modasının gittiği yoldan memnun musun? Bu yolda kendine çizdiğin rota nasıl ve bu rotanın neresindesin?
ZT: Türkiye iyiye gidiyor, bu güzel ama Türk modasında çok da kalite görmüyorum. Öyle bir talep de yok zaten, ben kendi sattıklarımdan biliyorum. Türkiye’de öyle cok farklı giyinen insanlar yok, tasarımcısından sokaktakine insanların kendine özgüveni oldugunu pek düşünmüyorum. Bu yüzden kalite bir türlü yükselmiyor. Çocuklar büyütülürken herhangi bir okulda kimlik sahibi olmaya teşvik edilmiyor. Tasarımcıların birçoğu da böyle kimliksiz. Bunu iyi veya kötü anlamında söylemiyorum, sonuçta kreativite çok ölçülebilir bir şey değil. Ama mesela bir şey yapıyor ama kendisi giymiyor gibi… Bu bana garip geliyor. Özgünlük de yok, artık hepimiz her şeyi takip ediyoruz. Hazır giyim markaları tabi ki “trend setter” değil “trend follower” olmak zorunda çünkü o satıyor. Sokaktaki insansa bir moda trendine en aşağı 1-2 yıl sonra, başkalarının üzerinde görmeye başladıktan sonra alısıyor. Fakat benim tasarımcı olarak kendi koleksiyonumda en dikkat ettiğim şey bu. Tasarımcı olarak “trend setter” olman gerekiyor, yeni bir şeyler yapıyor olman gerekiyor. Bir kimliğinin olması lazım. En son Paris’teki defilemde ben bunu çok gördüm. Tasarımcıların hepsi neyse koleksiyonları da o. Türkiye’de o yok ve o olmadan da bir yere gelinebileceğine inanmıyorum. Çünkü hiçkimse bu işe kendisini o kadar adamıyor, benim kadar çok çalışan çok az insan var. Aralarında tabi ki iyi isimler de var ama geneli öyle değil maalesef.
Kendime çizdiğim rotada tabii henüz kendimi çok başında görüyorum. Türkiye’de yarış az olugu için burada isim olmak ve sıyrılmak daha kolay. Fakat yurt dışında bir şey olmak o kadar zor bir şey ki! Ben yurt dışında biri olmaya oynuyorum. Çünkü benim istediğim, başından beri hissettiğim hep o, dünya çapında iyi olmak ve tanınmak. O yüzden planlarımın en başındayım. Hep kendime bunlarla ilgili hedefler koyuyorum, şu an planladığımın gerisinde değilim ama ilk adımlarını atıyorum.
AC: Tasarımlarını yaparken ilham aldığın bir şey var mı?
ZT: Yaşadığın, gördüğün konuştuğun, tanıştığın her şey aslında sana ilham veriyor. Kreatif diğer işler gibi kendin dışardan ne alıyorsan onu yaratıyorsun. O yüzden her seyden de ilham alıyorum. Kendi stilim de koleksiyonlara çok yön veriyor. Kendim ne giymek istiyorsam onu yapıyorum. Bana bunu masterda çok iyi bir hocam vardı, o öğretti. İlk koleksiyonu vereceğiz 300 parçalık. Hocam koleksiyona baktı, ben seni geçen seneden beri takip ediyorum stilini çok beğeniyorum, sen bunların hangisini giyersin dedi. Ve ben koskoca 300 parçadan sadece 1 tanesini secebildim. Hocam da bunların hepsini baştan çiz giymeyeceğin bir şey yapma dedi. Ondan sonra ben de giymeyeceğim bir şey hiç yapmadım. Ben giyiyor ve beğeniyorsam o zaman tamamdır diye düşünüyorum. Ayrıca styling yönümün de kuvvetli olduğuna inanıyorum. Giyinmeyi seviyorum. Ben nasıl karakter olarak çok yalın biri değilsem, kıyafetlerimde de öyleyim, renk giymeden duramıyorum. Stil de biraz karakterle alakalı bir sey diye düşünüyorum.
AC: Sence bir kadının dolabında olmazsa olmaz 3 parça nedir?
ZT: Kadından kadına değişir bence. Bana göre bir kere beyaz tişört kesin olmalı. Güzel bir ceket pantolon takım elbise de olması lazım. Takım elbiseyi herkes çok klasik olarak düşünür ama bence takım elbise içine salaş bir tişörtle de giyilebilir. Kruvaze yüksek bel bir takım epey kurtarıcı, nereye gidersen git oldukça şıksın. Siyah elbise de derler ama beni hiçbir zaman siyah elbise kurtarmadı. Beni genelde gömlek elbiseler çok kurtardı aslında.
AC: Stilinde aksesuarlar da büyük yer kaplıyor. Taktığın bu metallerin, aksesuarların bir anlamı var mı?
ZT: Metal çok seviyorum ama hiçbirisinin bir anlamı yok. Hayvan figürlerini çok seviyorum. Altın gümüş falan ayırmam hepsini karıştırırım. 50 kuruşa Eminönü’nden aldığım bir sürü abuk subuk yüzüğüm vardır. Gidip kendime pırlanta almadım mesela hiç bugüne kadar. Daha çok antika meraklısıyımdır. Bende teyzemden ve anneannemden kalma anormal fazla takı var. Bu aksesuarların kıyafetlerimi de çok iyi tamamladığını düşünüyorum.
AC: Dolabında nelere yatırım yapıyorsun, nelerde ucuza kaçıyorsun?
ZT: Ayakkabılara yatırım yapıyorum. Tasarım olmayan ve İtalya’da üretilmemiş bir ayakkabıyı alamıyorum. Çünkü paçavra da giysen ayakkabın güzelse güzel görünüyor. Hayat boyu paramı ayakkabıya yatırdım, param oldukça da yatırmaya devam edeceğim. Enteresan bir şekilde ayakkabılarıma çok da iyi bakmam. Çünkü onların bu eskimiş hallerini de çok seviyorum, yaşanmışlık var gibi geliyor. Vintage’a da çok yatırım yapıyorum. Abuk subuk kimsenin almayacağı vintage bir kazağa çok para verebiliyorum.
AC: Tasarımcı ve marka işbirlikleri ile ilgili ne düşünüyorsun?
ZT: Türkiye’de bunun desteklenmesini çok başarılı buluyorum. İnsanların bu işlere uzun soluklu bakması çok güzel, çünkü bir stil belirliyorsunuz ve onun stili ile devam ediyorsunuz. Türk tekstilinin Türk tasarımcıları bu şekilde desteklemesini çok değerli buluyorum. Tüketiciler de tasarımlara daha karşılanabilir paralara sahip olabiliyor, bu çok güzel bir şey. Umuyorum YKM de benimle ya da başka bir tasarımcı ile bu iş birliklerinin devamını getirir. Diğer markalar için de bu durum geçerli.
AC: Agenda by Zeynep Tosun nasıl ortaya çıktı?
ZT: YKM tarafından geldi bu teklif. Sonra biz de hemen başladık, sonucun çok güzel olduğunu düşünüyorum. İlk koleksiyonda tabi çok hızlı davranmak zorundaydık ve ben direkt çok büyük bir atılım yapalım kafasındaydım. Ama kaç senelik tekstilci insanların yönlendirmesi ile yavaş yavaş girmeye karar verdik. O yüzden ilk koleksiyon daha sade, yaz koleksiyonunda tasarım yanı daha ağır basacak ve daha gençleşecek.
AC: Agenda by Zeynep Tosun kadını nasıl bir kadın?
ZT: Çalışan şehirli modern iş kadını. Çok iş odaklı bir kadın şu anda. İlk koleksiyonda ben her zaman kullanılabilecek parçalara yer vermek istedim. Bu yavaş yavaş değişecek ilerleyen koleksiyonlarda, koleksiyonun matematiğini değiştireceğiz.
AC: Bir sonraki koleksiyon nasıl olacak? Biraz tüyo alalım :)
ZT: Çok güzel, özellikle de desenleri çok güzel. Ben her çesit desen zaten cok seviyorum ve çok da giyiyorum. Bu koleksiyonda klasik, sakin desenler kullandık. Bir sonraki biraz daha desenleriyle dikkat çekecek.
AC: Bu koleksiyondaki favori kombinin hangisi?
ZT: Lacivert pileli etek ve onun üstüne siyah grenli gömlek. Pudra rengi elbise ile puantiyeli gömleği de çok seviyorum.
AC: En son yaptığın Paris Moda Haftası’ndaki defilede ilk kez ayakkabılar da Zeynep Tosun tasarımıydı ve çok da beğenildi. Bunun devamı gelecek mi?
ZT: Modeller çok beğenildi aslında evet ama kalıplar kötü olduğu için giyimi hiç rahat değildi. Türkiye’de o kalıpları çıkartabilecek bir alet yok, bu yüzden ayakkabılardaki işçilik çok kötü oldu. Uzaktan cok güzel görünüyor halbuki. O ayakkabıları İtalya’daki kontaktlarıma gönderip belki tekrar ürettirebilirim. Umarım devamı gelir, keşke gelse.
AC: E-alışveriş siteleri ile birlikte çalışmalar yapıyorsun, Twitter da kullanıyorsun. İnternette moda hakkında neler düşünüyorsun?
ZT: Twitter’ı çok kullanamıyorum aslında, yazmaktansa konuşmayı tercih ediyorum. Biraz sıkıcı geliyor bana. Ama herhangi bir sektörün artık teknolojiyi göz ardı edip devam edebileceğini düşünmüyorum. İnternet, her yerde olan bitenden haberdar olmak ve takip edebilmek için bence dünyanın en güzel şeyi. Ben blogları çok beğeniyorum. 6 sene kadar önce bir arkadaşım bana blog aç blog aç demişti, o zaman açmamıştım. Aslında açsaymışım şimdi epey güzel bir şeyler yapıyor olabilirdim. Yurt dışında da bir sürü blog takip ediyorum ve çok ilham verici olduklarını düşünüyorum. Türkiye’de de bir sürü senin gibi insanlar var. Modanın sadece tasarım bakımından değil her yönden Türkiye’de çok geliştiğini düşünüyorum.
AC: Akmerkez’de de Zeynep Tosun mağazası açıldı. Yakın gelecekte başka neler planlıyorsun? Bizi neler neler bekliyor?
ZT: Yakın gelecekte Londra’da birkaç proje var, onları yapmayı planlıyorum. Yurt dışında bir yere kapak atmak için uğraşıyorum. Doğru adım olsun diye de çok uğraşıyorum. 2.dükkanı da NewYork’ta açmayı çok istiyorum, hatta şu an yer bile bakılıyor. Gerçi Akmerkez benim atölyemin karşısı olmasına rağmen ona bile mal göndermekte zorlanıyorum ama bakalım NewYork olursa nasıl olacak…
AC: Genç tasarımcılara söylemek istediklerin. önerilerin var mı?
ZT: Bence bir insan çöpçü bile olsa en iyisi olmalı, hep en iyisi olmaya çalışmalı. Tasarımcı olacaklarsa bir kere çok çalışmaları lazım. Özgün ve kişisel tasarımlar yapmaları lazım. Alışveriş yapmayı seviyorsun diye tasarımcı olunmuyor. Eğitim de artık şu zamanda gerekli bence. Ama belki biri o kadar yetenklidir ki hiç eğitim almadan da bir şeyler yapabilir, tabii o da olabilir. Benim şimdiki aklım olsaydı üniversitede çizim dersleri alırken, bir yandan da bir terzinin yanında çalışırdım. Mesela sırf deneyimlemiş olmak için bir vintage dükkanında tezgahtar olarak da çalışabilirler. Artık oynaya oynaya tasarımcı olunmuyor, gözlerini açmaları ve dünyanın farkında olmaları lazım. Ha tabii böyle olmadan da tasarımcı olursun, her malın bir alıcısı vardır sonuçta ama iddian yoktur o zaman. İddialı bir iş yapıyorsan işinde kesinlikle en başarılı olmalısın. Yani elinden gelenin en iyisini yapmak zorundasın. Ama bazen de bakıyorsun çok çalışıyor ama gusto yok, ona da yapacak bir şey yok, doğuştan gelen bir yetenek. En iyisi olmayı hedefliyorsan hem yeteneğinin olması lazım, hem çok çalışıyor olman lazım, hem özgüveninin olması lazım hem de dünyadan haberdar olman lazım.
Son olarak Bu Mu Bu Mu? bölümünde hazırladığım 10 kısa soruyu da sorup röportajımızı tamamladık… Çok keyifli bir sohbetti, Zeynep Tosun’un o pozitif ve yüksek enerjisinden etkilenmemek imkansız! Umuyorum bu güzel enerjiyi rörpotajı okurken size de aktarabildim :)

Fotograflar icin Simge Eskici‘ye tesekkurler:)




























































































