Archive for Aralık, 2011

2011 Backstage & 2012 Yapılacaklar Listesi

Posted on 31. Ara, 2011 by .

20

Yapılacaklar listesi hazırlamak -tanıyanlar bilir- çok benlik bir şeydir. Madem öyle bu sefer de koca bir yıl için yapılacaklar listesi hazırlayayım dedim kendime. Alışveriş Cini 2011 backstage fotoğrafları eşliğinde, işte karşınızda benim yapılacaklar listem!

1) Alışveriş Cini’ni hep daha iyi, daha güzel sizler için daha daha keyifli bir blog haline getirmek. Okuyan herkese bol bol mutluluk, keyif, neşe, heyecan göndermek.

2) İşimde o hep istediğim yöne doğru artık bir şeyler yapmak, mutlaka somut bir adım atmak.

3) 2012′de daha düzenli olmak (bu madde her senenin listesinde var mı ne!?)

4) Beni en çok mutlu eden şeylerden biri hediye verme işi, madem öyle yeni yıl da bol bol hediye vermek. En çok da bu yazıyı okuyanlara.

5) Düzenli spor yapmak, artık bu sene gerçekten spor işini ciddiye almak. Lütfen.

6) Sevdiklerime daha çok vakit ayırmak.

7) Sinemaya daha sık gitmek.

8) Bol bol gezmek. Cin Geziyor‘a yeni yeni ülkeler, şehirler katmak.

9) İstediğim bir şey olduğunda “keşke başka şey isteseymişim” diye düşünmemek, sadece keyfini sürmek.

10) Kendime bir çift leopar ayakkabı almak ve mutfak eşyalarını çok şirin olanlarla değiştirmek (en azından bir kısmını)

11) Son olarak 2012′de köşeyi dönme planım: Hunter çizmeleri tekrar Türkiye’ye getirmek. O kadar çok soran oluyor ki! :p

Sonuncusu şakaydı tabii ama diğerlerini gerçekleştirmek konusunda çok kararlıyım. Sizin 2012 yapılacaklar listenizi ise çoook merak ediyorum! Hadi bana yazın :)

Ayrıca siz listenizi belirledikten sonra arasına bir ek madde de benden…

2012′de o kadar mutlu olun ki, etrafınızdakiler bile sizi görünce neşelensin! ;)

Continue Reading

NiceTOMBoys ile Delikanlı Gibi

Posted on 30. Ara, 2011 by .

4

Bu sezonun trendi maskülen dedik ama sanıyorum bu sefer biraz abarttık! Nice Things for Nice Boys blogunun sahibi Ufuk, bu kez ilk defa bir grup kızı TomBoy‘a çevirerek bloguna konuk etti. Kıyafetlerimiz Tommy Hilfiger, Burberry, Divarese ve Que’nun en maskülen parçalarından Ufuk tarafından seçildi, Deniz Özgün tarafından fotoğraflandı ve nihayet biz de “nice boy”luk ile onurlandırılmış olduk. Sonuç olarak da ortaya işte böyle yakışıklı delikanlı çocuklar çıktı.

Backstage tarafı da en az fotoğraf çekiminin kendisi kadar renkliydi.

(1) Pek süslü yılbaşı soframız Mudo Concept tarafından bir güzel hazırlandı.
(2) Çekimimizin en ilgi çekici misafiri kuşkusuz Paris’ti, çekim boyunca bir prenses edasıyla ortalarda dolaştı.
(3) Tommy Hilfiger Nice Boy kıyafetlerim hazırlanmış, giyilmeyi bekliyor.
(4) Erkek olduğumuzda bile vazgeçmediğimiz topuklu ayakkabılar tek tesellimizdi.

Erkek halimi siz nasıl buldunuz bilmem ama benim en çok güldüğüm yorum “Alman çiftçilere benzemişsin” yorumu oldu :) Bol bol “erkek olsaydım”lı soruların blunduğu röportajımız ve fotoğrafların devamı için şuraya tıklayabilirsiniz.

Continue Reading

Cin Sohbet | ZEYNEP TOSUN’la Kanyon Box’ta

Posted on 29. Ara, 2011 by .

12

Geçtiğimiz hafta Zeynep Tosun‘la Kanyon Box‘ta buluştuk, hem Agenda by Zeynep Tosun’u inceledik hem de keyifli mi keyifli bir sohbet ettik. Uzun zamandır kendisiyle röportaj yapmayı çok istiyordum, Agenda ile birlikte bu fırsatı yakalamış olduğum için çok mutlu oldum. Samimi cevapları ve bitmek bilmeyen muhteşem enerjisi için sevgili Zeynep Tosun’a buradan da bir kez daha çok teşekkür ediyorum.

Eğer hala Agenda by Zeynep Tosun için yaptığımız ofis şıklığı garantili fotoğraf çekimini görüp cici hediyeler kazanmak için yorumunuzu bırakmadıysanız sizi buraya alalım.

Keyifli okumalar!

Alışveriş Cini: Ben seni epeydir bayılarak takip ettiğimden dolayı aslında hakkında az çok bilgim var ama sen yine de bize birazcık kendinden bahsedebilir misin?

Zeynep Tosun: 1981 doğumluyum. Liseyi bitirdikten sonra portfolyom hazır olmadığı için öncelikle burada işletme okudum ve çizim dersleri aldım. Bu sırada portfolyomu hazırladım ve İtalya “Istituto di Marangoni”ye gittim. Orada iki senelik eğitim aldım ve ardından master’a kabul edildim. Master’dan sonra risk alıp Ferretti‘ye staj için portfolyomu gönderdim. Master’dan mezun olurken bitirme defilemiz için bir haftalığına gittiğimiz Londra’dayken Ferretti’den aradılar ve iki gün sonra görüşmeniz var Alberta Ferretti de burada olacak dediler. Bunu duyunca ben nasıl ellerim falan titriyor. Daha yeni mezun olmuşum, üstelik 2 yıllığım 4 yıllık da değilim. N’apıcam ben, hiç şansım yok diyorum.

Sonra Alberta Hanım görüştü benimle, hemen yarın buraya taşınıyorsun dedi! Hem de staj bile değil direkt Ferretti’de çalışmaya başladım. 1 yıl orada gayet güzel devam ettim. Çalışma izniyle ilgili problemler olunca Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Tam o sırada Esin Maraşlıoğlu‘nun Designloft projesine girdim, orada defile yaptık. Aynı zamanda döner dönmez İTKİB’in yarışmasına katıldım ve 3.oldum. Ama çok fazla bir şey olmadı o dönemde çünkü ortada koleksiyon yoktu. Sonra çok eski aile dostumuz olan Ece Ege’nin yanına girdim birkaç ay orada çalıştım. O sırada kriz de patlamıştı ama artık bir yerinden tutacağız diyerek 27 yaşında kendi tasarımlarımı ve koleksiyonlarımı yapmaya başladım.

AC: Moda tasarımı aşkı nasıl başladı? Ailenin etkisi büyük galiba.

ZT: Aynen. Hep kumaşların, anneannemin ve teyzem Filiz Akın’dan kalma elbiselerin olduğu sandıkların arasında büyüdüm. Teyzemin eski kıyafetleri, takılarıyla hep iç içeydim. Her hafta sonu anneannemin sandıklarını karıştırır, anneannemle kumaş savaşı yapardım. Daha 10 yaşındayken bile doğum günümü kutlarken, yakın arkadaşlarım gelip sen büyüyünce annen gibi tasarımcı olacaksın diyorlardı. Çocukken hep beraber saklambaç, kovalamaca oynardık, tabii herkes kot tişört giyerdi. Ama ben püsküllü çizmeler, çiçekli gömlekler falan… Tatlı giyiniyordum aslında ama komikti. Annemin küçük bir kopyasıydım, onun gibi kovboy botlar, piliseli etekler giyiyordum hep. Şimdi insanlar sana küçükken çok gülüyorduk ama bir iş varmış sende diyor.

AC: Türk modasının gittiği yoldan memnun musun? Bu yolda kendine çizdiğin rota nasıl ve bu rotanın neresindesin?

ZT: Türkiye iyiye gidiyor, bu güzel ama Türk modasında çok da kalite görmüyorum. Öyle bir talep de yok zaten, ben kendi sattıklarımdan biliyorum. Türkiye’de öyle cok farklı giyinen insanlar yok, tasarımcısından sokaktakine insanların kendine özgüveni oldugunu pek düşünmüyorum. Bu yüzden kalite bir türlü yükselmiyor. Çocuklar büyütülürken herhangi bir okulda kimlik sahibi olmaya teşvik edilmiyor. Tasarımcıların birçoğu da böyle kimliksiz. Bunu iyi veya kötü anlamında söylemiyorum, sonuçta kreativite çok ölçülebilir bir şey değil. Ama mesela bir şey yapıyor ama kendisi giymiyor gibi… Bu bana garip geliyor. Özgünlük de yok, artık hepimiz her şeyi takip ediyoruz. Hazır giyim markaları tabi ki “trend setter” değil “trend follower” olmak zorunda çünkü o satıyor. Sokaktaki insansa bir moda trendine en aşağı 1-2 yıl sonra, başkalarının üzerinde görmeye başladıktan sonra alısıyor. Fakat benim tasarımcı olarak kendi koleksiyonumda en dikkat ettiğim şey bu. Tasarımcı olarak “trend setter” olman gerekiyor, yeni bir şeyler yapıyor olman gerekiyor. Bir kimliğinin olması lazım. En son Paris’teki defilemde ben bunu çok gördüm. Tasarımcıların hepsi neyse koleksiyonları da o. Türkiye’de o yok ve o olmadan da bir yere gelinebileceğine inanmıyorum. Çünkü hiçkimse bu işe kendisini o kadar adamıyor, benim kadar çok çalışan çok az insan var. Aralarında tabi ki iyi isimler de var ama geneli öyle değil maalesef.

Kendime çizdiğim rotada tabii henüz kendimi çok başında görüyorum. Türkiye’de yarış az olugu için burada isim olmak ve sıyrılmak daha kolay. Fakat yurt dışında bir şey olmak o kadar zor bir şey ki! Ben yurt dışında biri olmaya oynuyorum. Çünkü benim istediğim, başından beri hissettiğim hep o, dünya çapında iyi olmak ve tanınmak. O yüzden planlarımın en başındayım. Hep kendime bunlarla ilgili hedefler koyuyorum, şu an planladığımın gerisinde değilim ama ilk adımlarını atıyorum.

AC: Tasarımlarını yaparken ilham aldığın bir şey var mı?

ZT: Yaşadığın, gördüğün konuştuğun, tanıştığın her şey aslında sana ilham veriyor. Kreatif diğer işler gibi kendin dışardan ne alıyorsan onu yaratıyorsun. O yüzden her seyden de ilham alıyorum. Kendi stilim de koleksiyonlara çok yön veriyor. Kendim ne giymek istiyorsam onu yapıyorum. Bana bunu masterda çok iyi bir hocam vardı, o öğretti. İlk koleksiyonu vereceğiz 300 parçalık. Hocam koleksiyona baktı, ben seni geçen seneden beri takip ediyorum stilini çok beğeniyorum, sen bunların hangisini giyersin dedi. Ve ben koskoca 300 parçadan sadece 1 tanesini secebildim. Hocam da bunların hepsini baştan çiz giymeyeceğin bir şey yapma dedi. Ondan sonra ben de giymeyeceğim bir şey hiç yapmadım. Ben giyiyor ve beğeniyorsam o zaman tamamdır diye düşünüyorum. Ayrıca styling yönümün de kuvvetli olduğuna inanıyorum. Giyinmeyi seviyorum. Ben nasıl karakter olarak çok yalın biri değilsem, kıyafetlerimde de öyleyim, renk giymeden duramıyorum. Stil de biraz karakterle alakalı bir sey diye düşünüyorum.

AC: Sence bir kadının dolabında olmazsa olmaz 3 parça nedir?

ZT: Kadından kadına değişir bence. Bana göre bir kere beyaz tişört kesin olmalı. Güzel bir ceket pantolon takım elbise de olması lazım. Takım elbiseyi herkes çok klasik olarak düşünür ama bence takım elbise içine salaş bir tişörtle de giyilebilir. Kruvaze yüksek bel bir takım epey kurtarıcı, nereye gidersen git oldukça şıksın. Siyah elbise de derler ama beni hiçbir zaman siyah elbise kurtarmadı. Beni genelde gömlek elbiseler çok kurtardı aslında.

AC: Stilinde aksesuarlar da büyük yer kaplıyor. Taktığın bu metallerin, aksesuarların bir anlamı var mı?

ZT: Metal çok seviyorum ama hiçbirisinin bir anlamı yok. Hayvan figürlerini çok seviyorum. Altın gümüş falan ayırmam hepsini karıştırırım. 50 kuruşa Eminönü’nden aldığım bir sürü abuk subuk yüzüğüm vardır. Gidip kendime pırlanta almadım mesela hiç bugüne kadar. Daha çok antika meraklısıyımdır. Bende teyzemden ve anneannemden kalma anormal fazla takı var. Bu aksesuarların kıyafetlerimi de çok iyi tamamladığını düşünüyorum.

AC: Dolabında nelere yatırım yapıyorsun, nelerde ucuza kaçıyorsun?

ZT: Ayakkabılara yatırım yapıyorum. Tasarım olmayan ve İtalya’da üretilmemiş bir ayakkabıyı alamıyorum. Çünkü paçavra da giysen ayakkabın güzelse güzel görünüyor. Hayat boyu paramı ayakkabıya yatırdım, param oldukça da yatırmaya devam edeceğim. Enteresan bir şekilde ayakkabılarıma çok da iyi bakmam. Çünkü onların bu eskimiş hallerini de çok seviyorum, yaşanmışlık var gibi geliyor. Vintage’a da çok yatırım yapıyorum. Abuk subuk kimsenin almayacağı vintage bir kazağa çok para verebiliyorum.

AC: Tasarımcı ve marka işbirlikleri ile ilgili ne düşünüyorsun?

ZT: Türkiye’de bunun desteklenmesini çok başarılı buluyorum. İnsanların bu işlere uzun soluklu bakması çok güzel, çünkü bir stil belirliyorsunuz ve onun stili ile devam ediyorsunuz. Türk tekstilinin Türk tasarımcıları bu şekilde desteklemesini çok değerli buluyorum. Tüketiciler de tasarımlara daha karşılanabilir paralara sahip olabiliyor, bu çok güzel bir şey. Umuyorum YKM de benimle ya da başka bir tasarımcı ile bu iş birliklerinin devamını getirir. Diğer markalar için de bu durum geçerli.

AC: Agenda by Zeynep Tosun nasıl ortaya çıktı?

ZT: YKM tarafından geldi bu teklif. Sonra biz de hemen başladık, sonucun çok güzel olduğunu düşünüyorum. İlk koleksiyonda tabi çok hızlı davranmak zorundaydık ve ben direkt çok büyük bir atılım yapalım kafasındaydım. Ama kaç senelik tekstilci insanların yönlendirmesi ile yavaş yavaş girmeye karar verdik. O yüzden ilk koleksiyon daha sade, yaz koleksiyonunda tasarım yanı daha ağır basacak ve daha gençleşecek.

AC: Agenda by Zeynep Tosun kadını nasıl bir kadın?

ZT: Çalışan şehirli modern iş kadını. Çok iş odaklı bir kadın şu anda. İlk koleksiyonda ben her zaman kullanılabilecek parçalara yer vermek istedim. Bu yavaş yavaş değişecek ilerleyen koleksiyonlarda, koleksiyonun matematiğini değiştireceğiz.

AC: Bir sonraki koleksiyon nasıl olacak? Biraz tüyo alalım :)

ZT: Çok güzel, özellikle de desenleri çok güzel. Ben her çesit desen zaten cok seviyorum ve çok da giyiyorum. Bu koleksiyonda klasik, sakin desenler kullandık. Bir sonraki biraz daha desenleriyle dikkat çekecek.

AC: Bu koleksiyondaki favori kombinin hangisi?
ZT: Lacivert pileli etek ve onun üstüne siyah grenli gömlek. Pudra rengi elbise ile puantiyeli gömleği de çok seviyorum.

AC: En son yaptığın Paris Moda Haftası’ndaki defilede ilk kez ayakkabılar da Zeynep Tosun tasarımıydı ve çok da beğenildi. Bunun devamı gelecek mi?

ZT: Modeller çok beğenildi aslında evet ama kalıplar kötü olduğu için giyimi hiç rahat değildi. Türkiye’de o kalıpları çıkartabilecek bir alet yok, bu yüzden ayakkabılardaki işçilik çok kötü oldu. Uzaktan cok güzel görünüyor halbuki. O ayakkabıları İtalya’daki kontaktlarıma gönderip belki tekrar ürettirebilirim. Umarım devamı gelir, keşke gelse.

AC: E-alışveriş siteleri ile birlikte çalışmalar yapıyorsun, Twitter da kullanıyorsun. İnternette moda hakkında neler düşünüyorsun?

ZT: Twitter’ı çok kullanamıyorum aslında, yazmaktansa konuşmayı tercih ediyorum. Biraz sıkıcı geliyor bana. Ama herhangi bir sektörün artık teknolojiyi göz ardı edip devam edebileceğini düşünmüyorum. İnternet, her yerde olan bitenden haberdar olmak ve takip edebilmek için bence dünyanın en güzel şeyi. Ben blogları çok beğeniyorum. 6 sene kadar önce bir arkadaşım bana blog aç blog aç demişti, o zaman açmamıştım. Aslında açsaymışım şimdi epey güzel bir şeyler yapıyor olabilirdim. Yurt dışında da bir sürü blog takip ediyorum ve çok ilham verici olduklarını düşünüyorum. Türkiye’de de bir sürü senin gibi insanlar var. Modanın sadece tasarım bakımından değil her yönden Türkiye’de çok geliştiğini düşünüyorum.

AC: Akmerkez’de de Zeynep Tosun mağazası açıldı. Yakın gelecekte başka neler planlıyorsun? Bizi neler neler bekliyor?

ZT: Yakın gelecekte Londra’da birkaç proje var, onları yapmayı planlıyorum. Yurt dışında bir yere kapak atmak için uğraşıyorum. Doğru adım olsun diye de çok uğraşıyorum. 2.dükkanı da NewYork’ta açmayı çok istiyorum, hatta şu an yer bile bakılıyor. Gerçi Akmerkez benim atölyemin karşısı olmasına rağmen ona bile mal göndermekte zorlanıyorum ama bakalım NewYork olursa nasıl olacak…

AC: Genç tasarımcılara söylemek istediklerin. önerilerin var mı?

ZT: Bence bir insan çöpçü bile olsa en iyisi olmalı, hep en iyisi olmaya çalışmalı. Tasarımcı olacaklarsa bir kere çok çalışmaları lazım. Özgün ve kişisel tasarımlar yapmaları lazım. Alışveriş yapmayı seviyorsun diye tasarımcı olunmuyor. Eğitim de artık şu zamanda gerekli bence. Ama belki biri o kadar yetenklidir ki hiç eğitim almadan da bir şeyler yapabilir, tabii o da olabilir. Benim şimdiki aklım olsaydı üniversitede çizim dersleri alırken, bir yandan da bir terzinin yanında çalışırdım. Mesela sırf deneyimlemiş olmak için bir vintage dükkanında tezgahtar olarak da çalışabilirler. Artık oynaya oynaya tasarımcı olunmuyor, gözlerini açmaları ve dünyanın farkında olmaları lazım. Ha tabii böyle olmadan da tasarımcı olursun, her malın bir alıcısı vardır sonuçta ama iddian yoktur o zaman. İddialı bir iş yapıyorsan işinde kesinlikle en başarılı olmalısın. Yani elinden gelenin en iyisini yapmak zorundasın. Ama bazen de bakıyorsun çok çalışıyor ama gusto yok, ona da yapacak bir şey yok, doğuştan gelen bir yetenek. En iyisi olmayı hedefliyorsan hem yeteneğinin olması lazım, hem çok çalışıyor olman lazım, hem özgüveninin olması lazım hem de dünyadan haberdar olman lazım.

Son olarak Bu Mu Bu Mu? bölümünde hazırladığım 10 kısa soruyu da sorup röportajımızı tamamladık… Çok keyifli bir sohbetti, Zeynep Tosun’un o pozitif ve yüksek enerjisinden etkilenmemek imkansız! Umuyorum bu güzel enerjiyi rörpotajı okurken size de aktarabildim :)

Fotograflar icin Simge Eskici‘ye tesekkurler:)

Related Posts with Thumbnails

Continue Reading