Cin Sohbet | ECE SÜKAN’la Bir Akşamüstü

Posted on 08. Tem, 2011 by in Alışveriş-Moda, Cin Sohbet, Cin'in Lambası, Moda, Ünlüler

Bu blogu takip eden herkes Ece Sükan’ı ne çok beğendiğimi artık iyi biliyor. Bir projede Ece Sükan ile birlikte yer alınca onunla tanışma ve hep istediğim röportajı yapma fırsatım oldu. O da beni kırmadı ve röportaj isteğimi hemen kabul etti.  Nihayet geçtiğimiz hafta Ece Sükan ile bir akşamüstü Bebek’teki Happily Ever After’da bir araya geldik ve limonatalar dondurmalar eşliğinde keyifli bir sohbet ettik. Alışveriş Cini okurları için Ece Sükan sizden gelen soruları uzun uzun cevapladı, altın değerinde önerilerde bulundu, anlattı da anlattı :) Onu Alışveriş Cini’nde ağırlamaktan çok mutluyum ve bir kez daha buradan teşekkür ediyorum!

Keyifli okumalar!

Alışveriş Cini: ODTÜ Psikoloji mezunu olduğunu biliyorum. Röportaja direkt bununla başlamak istedim. Moda ve psikoloji çok ilgili alanlar olmasa bile iyi bir eğitim fark yaratıyor sanırım.

Ece Sükan: Tabii, psikoloji aslında hayatın tüm alanına yayılabilen bir şey. Ayrıca dediğin gibi bir üniversite eğitimi, orada öğrendiğin şey değil de üniversite ortamında kazandığın hayat tarzı, insana bakış açısı ile ilgili birçok şey öğretiyor zaten. O yüzden tabi ki bir katkısı hem diğer işlerime hem moda editörlüğü işime mutlaka olmuştur diye düşünüyorum. Direkt bir şey göstermek zor olsa da genel anlamda bir etkisi oluyor.

AC: Bu kadar donanımlı ve moda dışında da birçok şeyi yapabilecek biri olarak modayı, moda editörlüğünü seçtin. Bu seçimde neler etkili oldu?

ES: Herhalde fotoğraf, dergi gibi görsel şeylere olan ilgimden dolayı böyle bir seçim yaptım. Benimki çok küçüklükten başlamış bir ilgiydi. Ailede de sanata doğru bir eğilim hep vardı. Annem tiyatro sanatçısıydı, abim iç mimarlık okuyordu ama ondan önce okul zamanında hep fotoğrafa ilgisi vardı. Küçükken ben de balesiydi, foklörüydü, seslendirmesiydi, videosuydu her şeyiyle beraber sahne sanatlarına çok meraklıydım. Bunlarla birleşince zaten öyle bir altyapı oluşmuştu bende. Ya sahnenin önü ya sahnenin arkası diyordum, ikisi birden oldu. İkisini birden yapıyor olmak da bana çok şey kazandırdı. Hem podyumda yürüdüm, hem arkadaşlarla çekim yaptım, onlara gerektiği zaman direktifler verdim, oyunculuk yaptım, onun kamera arkasını fotoğrafladım, o fotoğrafları dergiye koydum. Yani her şeyden bir şey çıkarmayı bildim. Böyle bir ilgim olduğu için üniversiteden sonra da bu yola gireceğimi biliyordum açıkçası. Üniversiteyi bitirip İstanbul’a yerleştiğimde de bir dergide işe başlasam düşüncesi vardı kafamda. Çok eskiden beri dergilere baktığımda açıp moda çekimleri sayfasını bulurdum, kim ne yapmış diye kredilere bakardım. Öyle bir bilinç ve algıda seçicilik daha o zamandan başlamıştı.

AC: Peki hiç “Acaba üniversitede de modayla ilgili bir eğitim alsa mıydım” gibi bir düşüncen oldu mu?

ES: Hiç düşünmedim biliyor musun? İlk defa da böyle bir soru geldi. Demek ki memnunmuşum eğitimden. Moda tasarım okusa mıydım diye düşünmüyorum, çünkü ben yaptığım işi gerçekten çok seviyorum. Seçtiğimle, birleştirdiğimle yaratıcılık yapan bir insanım. Bir şeyleri konsept çerçevesinde oluşturmak, birleştirmek, bir hikaye yaratmak, bir şeyden referans almak, kaynak göstermek, tüm bunlar için birçok şeyden beslenmemiz gerekiyor. Mimariye ilgi duyman gerekiyor, tarihe, sanata, endüstri tasarımına… Hepsinden referans almak lazım, onların sınırları çok birbirine geçiyor. Hayata hep böyle baktığım için zaten moda tasarımı okusaydım ya da başka bir şey okusaydım diye düşünmedim. Zaten benim zamanımda modayla ilgili moda tasarımından başka bir şey de okuyamazdım, çünkü yoktu. Şimdi moda popüler bir alan oldu ama hala tam olarak böyle bir imkan olduğu söylenemez. Workshoplar falan var ama bir lisans gibi değil. O yüzden de hiç böyle bir şey düşünmedim açıkçası.

AC: Belki de böylesi hayatına daha bir çeşitlilik kattı dediğin gibi, daha iyi bile oldu…

ES: Bence öyle. Bakış açısını ne kadar çeşitli tutabilirse insan o kadar faydası oluyor.

AC: “Moda dışında işletme vs gibi bölüm okuyorum ama mezun olduktan sonra modayla ilgili bir alana yönelmek istiyorum, kendimi nasıl geliştirebilirim?” gibi sorular var. Bu konuda önerilerin neler?

ES: Bu tamamen kişisel ilgi ve alakayla alakalı. Hala dediğimiz gibi bunun bir okulu olduğunu söyleyemiyoruz. Okulu olsa bile, workshop’a gitsen bile, yine kişide bitiyor iş. Tabi ki de birtakım teknikleri olabilir ama nolursa olsun sizin görsel hafızanızdan ve bilgi hafızanızdan birtakım şeyler çıkması lazım ki onun üstüne bir şeyler geliştirebilin. Hayal dünyası, dergi, kitap, görseller bakmak çok önemli. Görsel hafıza da çok çok önemli diye düşünüyorum. Bir banka gibi beynim. Dünyanın neresinde olursa olsun bir fotoğrafçıyla konuşurken işte 60′lardaki Antonioni filminden örnek verip Avegon’un bilmem ne fotoğrafının söyleyip Kübrick’in şu filmi ile bağlantı kurabilmeleri lazım. Bunun için de sağlam bir altyapı kurmaları lazım. Bu, üniversitenin yanında çok kolay yapılabilecek ve zevkli bir şey. Hele ki şimdi internet de var. NewYork’ta kısa bir dönem kaldığım zamanları hatırlıyorum. Müze gibi eski dergi ve kitap satan bir yer vardı. 1960′lardan başlayan Vogue’lardan tut da kitaplar, imzalı posterlerin bulunduğu inanılmaz bir arşivi vardı. Orada tozlu rafları arasında günlerimi geçirirdim. Ve Calvin Klein’ın tasarımcıları, bütün tasarımcılar oraya gelirdi, oradan ilham alırlardı ve çekimler için storyboard yaparlardı. O zaman bizim internetten araştırma imkanımız da çok yoktu. Yani bu işe gönül vererek insanlar kişisel ilgilerini geliştirebilirler. Hiçbir şekilde bunun için geç değil.

AC: Özellikle de dergicilik bu ara çok popüler. Peki dergicilikte adaylarda ne tip şeyler aranıyor?

ES: Bir kere kesinlikle çok istekli olmak gerekiyor. Çünkü insanlar kafalarında bir şey yaratıyorlar, sonra geldikleri zaman fazla sabırlı olamayabiliyorlar ya da bir anda hemen her şey olsun istiyorlar. Kesinlikle sabretmeyi,  her işe koşmayı öğrenmeliler. Ben yine anneanne gibi konuşmaya başladım ama hakikaten benim ilk başladığım zamanlarda 5 kişinin işini birden yapıyordum. Ayakkabı altını da bağlayıp, öğlen yemeklerini de gidip köşeden alıp, minibüs şoförüne parasını ödeyip, sonra gelip styling’i yapıp, kutuları toplayıp, torbaları taşıyıp, dergiye çıkartıp, gece minibüs şoförüyle eve dönüyordum. Şimdi asistan var ama bundan 10 sene evvel böyle bir konfor yoktu.

AC: Birçok insan aslında kendine yakıştırmayabilir bu işleri yapmayı…

ES: Aynen. Aslında çok büyük şeyler öğreniyorsun bu tecrübelerden. Hepsi çok büyük artı olarak sana geri dönüyor. Para kazanmak bir müddet olmuyor. Dergi işi zaten başka bir iş biliyorsun, biraz vitrin işi. O yüzden en önemli şey bunlara hazırlıklı ve istekli olmak, sabırlı olmak ve tabi ki de hayatla ilgili, stille ilgili kişisel bir görüşünün olması. Fikrini söylemekten çekinmemeli. İlgili, meraklı olmalı, eğer bir mülakata giriyorsa dergicilik dünyasını takip ettiğini göstermeli, dünyadan haberi olmalı. Bunlar yeterli, sonuçta zaten orada pişiliyor artık. Asistanlık için deneyim önemli değil. Ha eğer direkt editör olarak başlamak isteniyorsa, onun için gerçekten özel bir yetenek olması lazım. Çok iyi yazı yazması, dışarda bir sürü iş yapması, iyi bir portfolyosu olması lazım. Sıfırdan başlamak istiyorsa da açık olup, sabredip, çalışması lazım…

AC: Yine çok sorulan bir soru da şu: “Ece Sükan bu kadar çok projeye aynı anda nasıl yetişebiliyor ve yaptığı tüm işlerde iyi olmayı nasıl başarıyor?” Gerçekten de sende kamera arkası, önü çok farklı işler bir arada… Senin kadar geniş bir portfolyosu olan çok fazla kişi yoktur herhalde.

ES: Çok teşekkür ederim. Doğru söylüyorsun, ben de ilk başlarda bunu çok sorguladım. Ne yapsam acaba bunu mu bunu mu diye. Ama son zamanlarda rahatladım, ben gerçekten birkaç işi bir arada yapmayı seviyorum. Bunlardan besleniyorum, enerjim de yüksek, hiperaktif bir insanım. Ama yine de tabi ki kolay değil. Bana bir iş geldiği zaman en iyisini yapmak istiyorum. Biraz mükemmeliyetçilik biraz da kontrol hastalığı var. O yüzden kendimi bazen çok yorabiliyorum. Çok uzun çalışma dönemlerinin sonunda hastalanabiliyorum. Ben biraz dağınık da çalışan birisiyim, çok sistemli değilim. Hala bu kadar iş yaparken bile yeni yeni biraz sistem oturtmaya başlıyorum. İş delege etmekte de çok zorlanırdım. Kontrol manyaklığı olunca insanda, her şeyi o yapana kadar ben yapayım istiyor. Bir de kendi kendimin asistanlığından geldiğim için sette ekipte birisi eksik ya da yavaşsa, hemen işe girişme gibi bir cevvallik vardı bende. Şimdi yavaş yavaş artık “sen orda olmazsan da dünyanın sonu değil, her şey yolunda gidecek” diyerek kendimi telkin ediyorum. Son birkaç senedir biraz daha bu anlamda işleri bölüp delege edebiliyorum. Yoksa zaten yetişemem. Ama insan sevdiği şeyler olduğu zaman, bir şekilde zaman yaratıyor.

AC: Peki bu kadar yoğun zaman içinde kendine vakit ayırabiliyor musun?

ES: Evet, onu bile yapabiliyorum. Bazen 10 gün boyunca çok çekim, seyahat oluyor hiçbir şey yapamıyorum. Ama o dönem bittikten sonra arkadaşlarımla buluşmak olsun, spor olsun, bir şeyleri takip etmek olsun, keyfim için evde kalıp biraz dinlenip kitap karıştırmak olsun, bunları da yapmaya çalışıyorum. Eskisi gibi körü körüne gitmiyorum artık.

AC: Türkiye’de tekstil ve moda sektörü daha çok üretim tarafıyla anılıyor. Bu durum sence değişir mi ya da nasıl değişir?

ES: Değişebilir tabi. Türkiye’de bir şeyler yapılıyor, moda haftaları başladı ama daha yolu var. Bu konuda bazen iyimser bazen kötümser olabiliyorum. Tabi ki olabilir, Türkiye genelde böyle açıkları çok hızlı kapatmasıyla meşhurdur. Sonradan yakalar bazı şeyleri ama bir anda çok hızlı kapatır. Bu iyi midir kötü müdür tartışılır, altyapısız bir kapatış da olabilir bu. Ama şu anda sanatta modada tasarımda çok büyük bir kıpırdama var, özellikle İstanbul’da. Artık her yeri tükettikleri için tüm dünya dönüp buraya bakmaya başladı, bu fırsat iyi kullanılabilir. Hakikaten ne zaman yurt dışındaki moda haftalarına gitsek, herkes “aman da orada neler oluyor” diyor. Açıkçası gözlerinde buradakinden daha fazla bir şey canlandırıyorlar. Biz de “tabi tabi” falan diyoruz ama  bu fırsat gerçekten iyi kullanılabilir aslında. Moda haftaları, festivaller daha düzgün hale getirilebilir, markalar daha fazla danışmalık alabilir. Bir de aslında bu seçim yapmakla alakalı, yani hangi ligde oynamak istediğinizi seçmek gerek. Türkiye’deki markalar böyle bir seçim yapmadıktan sonra biz istediğimiz kadar isteyelim, eğer markalar buradaki durumlarından memnunlarsa o zaman olmuyor. Gerçekten herkesin belli bir vizyonda olması gerekiyor. Ben şu anki durumu ortada görüyorum, olabilir, daha iyi bir tablo mutlaka yakalanacaktır ama ne kadar iyi onu bilemiyorum şu anda.

AC: Bir röportajında okumuştum, farklı ülkelerden koleksiyonlar yapıyormuşsun. Sana göre en ilginç olanından bahseder misin?

ES: Bendeki o dükkanı açma isteği ve styling yaparkenki aksesuar toplama hikayesi de hep öyle başladı aslında. Giderdim Afrika’daki bir pazara oradaki yerel kolyeleri alıp buradaki couture çekimlerinde kullandığım, hani öyle bir tezat yarattığım çok olmuştu. Modellik için de çok seyahat etme imkanım oluyordu. Çok değişik yerlere de gidiyorduk, Beyrut’a da gidiyorsun Afrika’ya da gidiyorsun, Rusya’ya da gidiyorsun. Mesela bir tane aklıma geldi, o eski rozetlerle dolu Rus subay şapkaları. Onları birçok çekimimde kullandığım olmuştu. Afrika’dan aldığım orijinal kabile takılarını couture çekimlerinde kullanmıştım. Öyle şeyleri yerinden orijinal alarak sonra çekimlerde kullanmak çok güzel bir şey. O yüzden zaten her şeyi toplamaya başladım.

AC: Biraz da internette modadan bahsedelim. İnternet sayesinde artık bilgiye ulaşmak çok kolay ve hızlı. Özellikle modada bu yüksek hız önemli bir unsur diye düşünüyorum. Peki sen online moda konusundaki gelişmeleri nasıl buluyorsun?

ES: Bilginin yayılma hızı inanılmaz bir hal aldı gerçekten. Modada dinamikler de değişti. Modanın demokratikleşmesi dediler, birçok blogger’ın defilelerde front row’larda oturması, onların da artık editörler gibi ilgi görmesi… Enteresan bir çağ başladı aslında bence. Büyük markalar defilelerini internetten canlı olarak veriyorlar, milyonlarca insana ulaşıyorlar. Bir anda olay çok fazla kişiye çok hızlı bir şekilde ulaşır hale geldi. Bu iyi midir kötü müdür, bence her işte olduğu gibi bunun da avantajları ve dezavantajları var. Keza Tom Ford da buna karşı durarak ben bu kadar çabuk tüketilmesini istemiyorum, benim kıyafetlerim herkes yorum yapsın diye değil müşterimi memnun etmek için dedi. Hiçbir mecraya vermedi yayınlarını. Belli kendi çizdiği bir program çerçevesinde ilerledi. Şimdi bir de çok extreme’e gidildi, artık herkes blog açıyor. Bunda da iyiler kalacak, elenme olmak zorunda her işte olduğu gibi. Biliyorsun bir furya olur, sonra bir süzgeçten geçilir, sonra sağlam bir kitle ile devam eder o iş. Bence öyle olduğu zaman daha iyi oturacak. Bu çağımızın bir gerçeği bunu inkar edemeyiz, tabi ki de internette moda hızlı. Çok büyük avantajları da var. Bir kere ulaşım çok kolay, insanlar bir sürü şeyi görebiliyorlar. Alışveriş için de bilgi sahibi olmak için de her şey artık çok kolay. Hakikaten inanılmaz bir fark bu.

AC: Peki sence bu işin sonu sence nereye varır?

ES: Hep dergicilik bitecek mi artık online dergiler çıkacak, dijital fotoğraf makinesi çıktı film makineleri öldü dediler. Böyle bir durum var evet, basılı dergilerdeki gazetelerdeki satışlar düşüyor. Ama bir şekilde bence dünyanın dengesi böyle, gidip gidip sonra bir başa dönmekten ibaret hep… İşte acayip şeyler yapıldı mesela sonra organiğe dönüldü. Güneş zararlıymış deniyor sonra “aa yararlıymış” oluyor. Yani her şeyde bir döngü var, bence bu da öyle bir şey olacak. İleride buna tutunan bir sürü insan kalacak. Eski fotoğraf makinesine, dergiyi, gazeteyi eliyle tutmaya tutunan bir sürü insan olacak. Belki 50 sene sonra onlar yine kıymet kazanacak, bu iş belki çığrından çıkacak. Ben hep o döngü işine inanıyorum. Hep bir başa dönüyor insan, “aa aslında ananelerimizin yaptığı daha doğruymuş” diyor.

AC: Ben de bir blogger olarak ve birçok blog takip eden biri olarak dergi, gazete okumayı çok seviyorum. Elimle tutarak kokusunu hissederek okumanın tadı ayrı. Bence de hem internette bloglar hem de basılı dergiler, ikisi de olması gereken şeyler.

ES: Bence de, kesinlikle ikisi de olmalı. Ölmemeli hiçbiri.

AC: Vintage’tan bahsedelim biraz. Ece Sükan Vintage dükkanı kapandı değil mi?

ES: Evet Nişantaşı’ndakini kapattım, internetten satışlar olacak şimdi.

AC: O da yeni çağa uyup internete taşındı yani…

ES: Aynen öyle. Ki o dükkanı çok büyük emeklerle özene bezene yapmıştım. Zor bir karardı, her şeye nasıl yetişiyor diyorlar ya bak işte ona yetişemedim. O kadar da değilmiş. O sırada tekrar Vogue başladı, bir sürü şey oldu o zayıf halka kaldı. Annem idare ediyor ama bana soru soracak beni bulamıyordu. Az değil 4.5-5 seneye yakın da sürdü. Ama apayrı bir ilgi gerektiriyor, sürekli orada olman lazım. Full-time bir iş aslında öyle hobi gibi bir şey değil. Ben anlamadığım için öyle zannettim. Ticari bir şey değildi zaten, Türkiye’de vintage yapmak hiçbir zaman ticari olamaz. Bu tamamen benim bir hobimi gerçeğe dönüştürmek gibi bir şeydi. Çok keyif aldım, gerçekten iyi de karşılandı hem Türkiye’de hem yurt dışında. Hala gittiğim zaman moda haftalarına falan orada soruyorlar, noldu dükkanın diye. Çünkü buraya kim ne için gelirse gelsin mutlaka oraya bir uğruyordu, duyuluyordu biliniyordu. Benim de biraz içim burkuluyor sorduklarında ama sonuçta o her zaman tekrar gündeme getirebileceğim bir şey. O marka duruyor, kıyafetlerin kıymetlileri duruyor. Ama şu anda biraz rölantide.

AC: Eski dönemlerin modasını ve kıyafetlerini düşündüğünde sen hangi döneminkini en yakın buluyorsun kendine, hangi dönemde yaşamak isterdin?

ES: 60′ları çok seviyorum, 70′leri de seviyorum. Bir da tabi o 20-30′lar jazz zamanları…

AC: Sıfırdan bir gardrop yapacak olsa nereden başlardı diye güzel bir soru var.

ES: Evet güzel ve zor bir soru… Herhalde giderdim bir tane güzel ikinci el vintage dükkanına oradan güzel elbiseler alırdım. İlk elbiseyle başlardım o kesin. Ondan sonra ayakkabı kemer aksesuar. Jean tişört falan onlara sonra girerdim.

AC: Vogue Mayıs’taki Ece’nin Kadrajı bölümünde kitaplarla ilgili bir yazını okumuştum. Oradan kitap okumayı sevdiğini biliyorum. Seni en çok etkileyen ve en keyif aldığın kitaplardan bahseder misin?

ES: Fotoğraf, sanat kitapları çok ilgimi çekiyor. Hans Ulrich Obrist’in cevabı fotoğrafla verdiği sorularla ilgili bir kitabı var. O kitapta çok ağır bir yazım yok ama hem görseli hem sözeli çok güzel birleştirmiş, o son dönemde en sevdiğim kitaplardan biri. En son bir tane Venedik’ten Modadan Sanata diye bir kitap aldım, şimdi onu okuyorum. Şimdi yazarı kıyafet gibi heykeller  yapıyor. Modayla sanatla ilgili söyleşisi var kitabın içinde, çok güzel örnekler veriyor. Helmut Newton, Tim Walker’ın fotoğraf kitaplarını da çok çok seviyorum.

AC: Müzik zevkini de merak edenler var, müzikle aran nasıl? Ne tür müzik seversin?

ES: House ama biraz funk, soul, disco tarzı müzikler seviyorum. Elektronik müzik de seviyorum ama onun softunu seviyorum açıkçası. Onun haricinde çok fazla latin değil ama bossa nova falan da seviyorum. 70′lerin funk müziğini çok seviyorum, Curtis Mayfield’lar, eski müzikleri çok seviyorum.

AC: Bu ara en çok dinlediğin albüm hangisi?

ES: Bu ara Jefferson Hack’in Colette için yaptığı bir mix albümünü almıştım, sürekli onu dinliyorum şu anda.

Son olarak Bu Mu Bu Mu? bölümünde hazırladığım 10 kısa soruyu da sorup röportajı tamamlıyoruz… Keyifli sohbeti ve içtenliği için Ece Sükan’a ve sorular sorarak ile röportajı bu kadar güzel hale getiren, okuyarak heyecanımı paylaşan sizlere çok teşekkürler!

Related Posts with Thumbnails

Tags: , , , , , ,

27 Yorum Var! »

  • minikkus dedi ki:

    cok güzel bir roportaj, faydali bir yazı olmus Cincik, parmaklarına saglık ^_^ bu arada Ece Sukan hayranı olarak üzerinde gördügüm yesil zara eteğin aynısından şu an benim üzerimde de olması beni ayrıca mutlu etti :)


  • AYJOE dedi ki:

    Röportaj çok güzel olmuş bir solukta okudum. Ayrıca sayfanın sonundaki animasyona bayıldım:)


  • pride dedi ki:

    Cin harika bir röportaj olmuş:) Bana göre Ece Sükan bu ülkenin medar-i iftiharıdır!!! Kesinlikle çok ama çok şanslısın:)Okumaktan büyük keyif aldım,emeğine sağlık;)


  • süpertramp dedi ki:

    okuması keyifli, dolu dolu bir röportaj olmuş.Ece Sükan Türk modasının her alanı için önemli bir isim bence ve her röportajı yararlı notlarla dolu.eline sağlık.


  • Lame dedi ki:

    Bende Ece Sükan’ı çok beğeniyorum çok keyifli bir yazı olmuş,eline sağlık…


  • Nino dedi ki:

    Gerçekten harika bir post röportaj olmuş..Okumakta çok keyifliydi eline sağlık..:)


  • kelebekdiyeti dedi ki:

    Harika bir röportaj olmuş canım.


  • Styleistico dedi ki:

    Canım superr olmuss, kyifle okudum, emeğine sağlık :)


  • seda dedi ki:

    cin, resmen cinsin! harika sorular:) ece’nin röportajlarını büyük keyifle okuyorum. ayrıca gazete ve dergiciliğe büyük saygı duyması, özen ve önem vermesini çok takdir ediyorum. Türkiye’nin modadaki global yüzlerinden biri kesinlikle Ece Sükan. Ne diyebilirim? Lucky you! Tebrikler ve ellerine sağlık canım!


  • jojee dedi ki:

    Cinnncimmm süper olmuş!sorulara, Ece Sükan’ın samimi cevalarına,resimlerin doğallığına ve senin bu projeyi gerçekleştirmiş olmana bayıldım.Bu güzel röp. için çoook teşekkürler:)


  • selenay coser dedi ki:

    süper bir röportaj olmuş

    http://www.selenaycoser.blogspot.com


  • ALIŞVERİŞ CİNİ (author) dedi ki:

    minikkus; çok teşekkür ederim, benim için de çok keyifliydi!

    AYJOE; çok teşekkürler, beğenmene sevindim! Animasyon eğlenceli oldu :)

    pride; çok teşekkürler canım, keyif aldıysan ne mutlu bana!

    süpertramp; aynen öyle, Ece Sükan’ın bütün röportajları böyle. Keyfine doyulmuyor :)

    Lame; çok teşekkürler :)

    Nino; teşekkür ederim, keyif almana cok sevindim.

    kelebekdiyeti; teşekkürler!

    Styleistico; çok teşekkür ederim güzel yorumlarına!

    seda; sorular Alışveriş Cini okurları sayesinde bu kadar güzel, hep birlikte yaptık röportajı :)

    jojee; samim olduğu için bu kadar güzel sanırım :) Çok teşekkürler!

    selenay coser; çok teşekürler!


  • styleboom dedi ki:

    cok cok cook basarili bir soylesi olmus. sorulara bayildiiim! gorsel hafizanin nasil beslenmesi gerektigi, ayni anda pek cok seye nasil yetisilebildigi gibi. bir solukta okudum


  • Zeynep dedi ki:

    canımm tebrik ederim seni mükemmel bir röportaj olmuş! Ayrıca Ece Sükan’la böylesine bir arada olabildiğin için de çok şanslısın ;)
    Çok sevindim senin adına da;)
    süpersin!


  • Rüya dedi ki:

    bayıldımm çok güzel olmuş, benim gibi meraklı gençlere çoook yararlı olmuş:) bu muhteşem röp., soru sorabilme fırsatını bize sunduğun için çok teşekkürler:)


  • princess dedi ki:

    Ahh çok güzelll olmuş röportaj okuduğum en dolu dolu olanlardan biriydii. Ece Sükan süper biri yahu (:
    Ayrıca 10 sorunun 8inde de cevaplarımız aynı çıktıı (:

    mervedoger.blogspot.com/


  • F CosmoS dedi ki:

    Cin cok tesekkurler, gercekten cok faydali bi roportaj olmus, okulun bitimine 1 kala :)


  • YÜCEL YÜCETAŞ dedi ki:

    Süper bir röportaj olmuş çok teşekkürler.39 Yaşındayım hayatımda iki kişiye hayran oldum birisi Michael Jackson diğeride Ece Sükan.İnanılmaz güzel çekici bir o kadarda bilgili ve dolu bir sanatçı.Keşke hayatımda bir gün bir kahve içme şansı olsa da dünyada ne kadar eşsiz bir insan olduğunu yüzüne söyleme şansı yakalayabilsem…Ve sen güzel cin benim gözümle baktığın zaman dünyanın en şanslı insanı sensin.Başarılarının devamını diliyorum yolun açık olsun…
    Dip not:dilek dileyebiliyormuyuz senden güzel cin? Bir dilek hakkım varsa Ece sükanla birlikte bir fotograf çektirebilmektir.
    bilgilerinize saygılar iyi çalışmalar hoşçakalın………..


  • ALIŞVERİŞ CİNİ (author) dedi ki:

    styleboom; çok teşekkür ederim sevgili boom, beğenmene çok sevindim!

    Zeynep; bence de çok şanslıyım :) ) Teşekkür ederim canım!

    Rüya; ben teşekkür ederim katıldığınız ve okuduğunuz için :)

    princess; süper! :) Beğenmeniz beni çook mutlu ediyor!

    F CosmoS; harika o zaman bu güzel önerileri değerlendirmece :) Teşekkür ederim!

    YÜCEL YÜCETAŞ; teşekkür ederim, ben de kendimi çok şanslı hissediyorum! Ben sizin yerinize bol bol övgüye boğdum kendisini sanırım :)


  • Nihan dedi ki:

    Seni çok tebrik ediyorum Cin’cim.Bir gün seninle de bu tarz bir röportaj yapacaklarından çok çok eminim :)


  • girlshygirlguide dedi ki:

    sorular harikaydı =) ece sükan ı biraz daha tanıdımış oldum =)


  • ALIŞVERİŞ CİNİ (author) dedi ki:

    Nihan; çok teşekkür ederim canım, çok mutlu ettin!

    girlshygirlguide; beğenmene çok sevindim, teşekkürler :) )


  • Funda dedi ki:

    Tatil sonrası birikmiş bütün postları okuyorum ama sanırım en keyiflisi buydu. Ellerine sağlık çok güzel röportaj!


  • ALIŞVERİŞ CİNİ (author) dedi ki:

    Funda; çok teşekkür ederim, benim için de kendisiyle sohbet etmek müthiş keyifliydi :)


  • nurdan dedi ki:

    şahane olmuş, başa döndüm durdum ,kaç kere okudum:)


  • gülriz dedi ki:

    ece sükan’ı ilk kaşlarına bayılarak araştırmaya başlamıştım,şimdilerde kaşları güzelliği dışında daha hayran bırakan yönleri olduğunu görüyorum.O,ilgi alanlarımızın peşinden sabırla istekle koşmamız gerektiğinin en güzel örneklerinden.sana da röportaj için tşk :)


  • hatice dedi ki:

    TATLIM FOTOĞRAFLARIN BİRBİRİNDEN ÇOK GÜZELLER :) HANGİ MODEL FOTOĞRAF MAKİNASIYLA ÇEKTİN ACABA ?



Yorum bıraktığınız için çok teşekkürler!

Yorumunuzu aşağıdaki formu kullanarak yapabilirsiniz. Küfür, hakaret ve spam içerikli yorumlar onaylanmayacaktır.

Yorumlarınızın yanında resminiz de çıksın istiyorsanız Gravatar'a üye olabilirsiniz!