Ne Giydim? | Let It Be

Posted on 26. Mar, 2014 by .

3

_MG_4992_MG_4973_MG_4927_MG_4926Bu sezon blogdaki son kışlık kombin bu olacak söz :) Hem de ne kışlık, yine bir New York kombini, öyle soğuktu ki, üstüne üstlük biz birer turist olarak tüm gün dışarıdaydık. Tüm bu sebeplerden bu kez önceliğimin ısınmak olduğunu itiraf etmeliyim. Üzerimdeki bir “kayak” montu! Neyse ki sevgili Burton böyle şeker kayak montları yapıyor da şehirde bile giyseniz o kadar göze batmıyor. Ve tabii ki eğer bu ayağımdaki kar botları olmasaydı, birer buz gölüne dönmüş o sokaklardan sağlam çıkıp gelebilir miydim hiç bilmiyorum :) Sanırım çok soğukta giyinmeye dair epey bir deneyim edindim bu yıl, mecburiyeten!

Sweatshirt: Forever21
Palto: Burton
Botlar: Northface
Bere: Zara
Gözlükler: Rayban
Pantolon: Zara
Çanta: Beymen

3 Yorum Var, Sen de Yorum Yaz!

Ne Giydim? | Broadway

Posted on 25. Mar, 2014 by .

0

_MG_4600_MG_4481_MG_4528_MG_4601New York’ta en sevdiğim şey Broadway’de müzikale gitmek, sonra da her muzikal çıkışında olduğu gibi müzikal oyuncusu olmaya karar vermek. Son NYC ziyaretimizde de Lion King’e gittik, aman ne güzeldi! Israrla tavsiye edilir, bir fırsatınız olursa kaçırmayın! Bugünkü Ne Giydim? Broadway’den geliyor :)

Palto: BNG
Jean: İpekyol
Kazak: Zara
Ayakkabı: Paul Green München
Çanta: Beymen
Boyunluk: Teyzemin hediyesi, el örgüsü
Kalpal: Napoli’den

0 Yorum Var, Sen de Yorum Yaz!

Cin Geziyor | Biraz Daha New York City

Posted on 24. Mar, 2014 by .

1

_MG_4859İstanbul’da olanlar çoktan ilkbahar hatta yaz moduna girip, tişört-güneş gözlüğü-çıplak bacak üçlüsüne geçti belki ama izin verirseniz benim karlı New York postlarım bitmedi. Bu kez kaldığımız yerden tam hızla devam ediyorum ve hemen Brooklyn Bridge’e ışınlanıyorum.

_MG_4854Brooklyn Bridge’iın New York City için özel bir önemi var. Manhattan’ı Brooklyn’e bağlayan bu köprüde yayalar ve bisikletler için özel bir yer ayrılmış. Ve bu köprüyü baştan başa yürümek, en popüler turistik atraksiyonlardan biri. Bu köprü 1883′ten beri var. Yol üzerinde muhteşem Manhattan manzarası ile güzel fotoğraflar çekerek geçireceğiniz keyifli bir yürüyüşe hazır olun!
_MG_4826Bir sonraki durağımız ise Özgürlük Heykeli. New York’u ilk ziyaret edişimde, hem hurricane sandy felaketi hem de açıkçası çok ilgimi çekmediğinden Özgürlük Heykeli’ni görmeden New York’tan dönüp gelen ilk turist olarak kayıtlara geçmiştim :p Bu kez bu açığı kapatmak için, tüm soğuğa rağmen Özgürlük Heykeli’nin görülebileceği burunda aldık soluğu. Buradan kalkan ve Özgürlük Heykeli’nin bulunduğu adaya -Island of Liberty- giden bir çok feribot var. Bizim tercihimiz, feribota binmek yerine heykele uzaktan bakmak oldu. Evet kendisi hala ilgimi çekmiyor ;)

nyc_3Buradan da ver elini 9/11 Memorial. Burası gerçekten de görülmeye değer. Eğer gidecekseniz, biletlerinizi önceden online olarak alıp sıra beklemekten kurtulabilirsiniz. İçeride 2 tane büyük havuz şeklinde anıt bulunuyor, buralar eskiden tam olarak ikiz kulelerin bulunduğu iki noktaymış. Anıtların üzerinde bu olayda hayatını kaybeden herkesin adı birer birer yazıyor. Amerikalıların tabi ki çok hassas olduğu bu konunun arkasında olup bitenle ilgilenirseniz, memorial’ın içindeki el broşürlerinden detaylarını okuyabilirsiniz.

nycAh buralar baharda nasıldır kim bilir diye diye iç geçirerek gezdiğim High Line, New York City’de üst geçit gibi kurulmuş kocaman bir park. Şehrin yüz ölçümü yetmemiş olacak ki, üzerine bir kat daha yapıp parkı buraya kondurmuşlar. Bir “adamlar yapmış” durumu daha!

nyc_4Downtown civarlarının New York City’de en sevdiğim bölge olduğundan bahsetmiştim. En sevdiğim restoranlar da yine burada bulunuyor. Mesela Sex and The City’de de sık sık adı geçen Fransız restoranı Balthazar (diğer bir deyişle New York’ta Paris’e en yakın olabileceğiniz nokta). Buraya mutlaka rezervasyon gerekiyor ve ne güzel ki rezervasyon online bile yapılabiliyor. O yüzden gideceğiniz tarihler belli olduktan sonra, haftalar öncesinden bile yapabilirsiniz. Bir diğeri ise tabii ki Magnolia Bakery. Benim gittiğim gün 14 Şubat sevgililer gününe denk gelmişti. O yüzden böyle tatlı süslemelerle doluydu içerisi. Bir diğer tavsiye ise Bleecker Street’te bulunan John’s Pizzeria. Burada tam pizza’dan başka bir şey satılmıyor ve kredi kartı geçmiyor aman dikkat :)

nyc_2New York City’de olmazsa olmazların başında da tabii ki alışveriş geliyor. Daha önceki postumda alışveriş ipuçlarını detaylıca paylaşmıştım ancak bunlara çok önemli bir ekleme yapmak istiyorum; Scoop! Kendisini bu gidişimde keşfedebildim, burası yüksek markaların birleştirilip satıldığı bir zincir mağaza. İçeride Rag&Bone’lar, Michael Kors’lar, Dsquared’lere kadar her şey var. İndirim dönemlerinde gerçekten bu markaları çok çok iyi fiyatlara bulmak mümkün oluyor. Bunun için ise yapmanız gereken, gittiğinjiz tarihler belli olduktan sonra bu tarihlerde hangi Scoop mağazasında sale olduğunu önceden araştırmak ve doğru günde doğru mağazaya gitmek. Bunun yanında birçok designer mağazada da belirli zamanlarda sample sale’ler olabiliyor. Bunun için Google’a bir uğrayıp “New York City Sample Sale” yazıp aratınız!

_MG_4794New York City’den bu seferlik de bu kadar. NYC öyle bir yer ki, her zaman geri döneceğimden emin olarak ayrılıyorum. Bir dahaki sefere görüşmek üzere!!

1 Yorum Var, Sen de Yorum Yaz!

Türk Olmak…

Posted on 12. Mar, 2014 by .

3

b1Türk olmak zordur. Türksen, öyle kafanda tek bir şey olamaz kolay kolay. İş yerinde de olsan, o gün aylarca hazırlandığın defilen de olsa, o gün belki hayatını değiştirecek bir görüşmeye girecek de olsan, aklının hep memleketinde kalmasıdır Türk olmak. Ya şöyle olsaydı, ya böyle olsaydı diye düşünmeden duramamaktır. Kafanın bir köşesinde hep acaba “orada” neler oluyor vardır. Her gün sabah kalktığında Twitter’la Facebook’u korkarak açmaktır. Acaba bu sefer ne oldu diye endişe ve merak karışımı o duyguyla uyanmaktır. Daha da acısı, Twitter Facebook’u ana haber kaynağı kabul etmektir. Güvenememektir artık kurumlara, kuruluşlara. Birbirinden baska hiçbir dayanağı kalmamaktır.

b2En zoru da mutlu olmak, eğlenmektir Türk isen. Yurt dışındaki blogger ayakkabısını gezdiği gördüğü yerleri paylaşırken, 16 yaşında kaşları kara mini minnacık bir çocuğun resimleriyle doldurmaktır her yanı. Yeri gelir doğum gününü bile kutlayamamaktır, yeri gelir çok çalıştığın ve sonunda aldığın o güzel haberin keyfini çıkaramamaktır. Hiç de kolay değildir öyle her günü mutlu, huzurlu, kaygısız geçirmek. Bazı günler “Günaydın” bile diyememektir Türk olmak. Çünkü o gün aydın olmamıştır, o gün karanlıktır, memlekette yas vardır. Bir annenin bir babanın çığlıklarını işitmektir, ne kadar uzakta olsan da yanıbaşında hissetmektir.

b5Nefretin en yakın şahidi olmaktır Türk olmak. Bazen nasıl oldu da bu kadar ayrı düştük, ne zaman birbirimize bu kadar kinlendik diye şaşırmaktır. Kim dost kim düşman karıştırmak, insanlığı sorgulamaktir, içi bir tuhaf olmaktır. Bazen memleketine gitmek isteyip de gidememek, dönmek isteyip de dönememektir. Güvenememektir, gelecek kaygısından kurtulamamaktır. Ama en çok da vazgeçememektir Türk olmak. Vazgeçememek insanından, memleketinden, güzelliklerinden. Dünyanın neresinde olursan ol kalbinin hep orada kalmasıdır, çekip gidememek, ardında bırakmayı bilememektir…

Ne mutlu Türküm diyene!

Related Posts with Thumbnails

3 Yorum Var, Sen de Yorum Yaz!